Selülit Nedir?

SELÜLİT NEDİR?

Ciddi bir enfeksiyon türü olan tıbbi anlamdaki ‘sellülit’ ten farklı olarak, kozmetik anlamdaki selülit, kısaca yağ dokusu arasında sıvı birikmesi olarak tarif edilebilir. Çok ilginçtir ki daha 20 yıl önce tıbben ‘selülit’ kavramı bir sorun olarak kabul edilmiyordu ve tıbbi tanımı bile yapılamıyordu. JAMA (Amerikan Tıp Birliği Dergisi)’nın o dönemdeki beyanında, bunun tıpta böyle bir hastalık olmadığı belirtilmişti. Halen selüliti tıbbi bir problem olarak kabul etmeyip, normal varyasyon olarak gören bir hekim grubu var. İşin aslı da şu ki tıbbi anlamdaki ‘sellülitis’ çok daha farklı ve ciddi, hayati tehlikesi bile olabilen başka bir problem. Bizim selülit diye tarif ettiğimiz şey ise tıbben ‘lipodistrofi’ denen daha çok kozmetik bir sorun. Üstelik selüliti biz tıbbi olarak I’den IV’e kadar derecelendiriyoruz ama pratikte en çok hafif formlar olan derece I ve II’yi görüyoruz. Lipodistrofi tanımına ise III. ve IV. derece selülit uyuyor aslında. Yani en sık görülen derece I ve II, ciddi tıbbi problem değil, estetik bir sorun.

Selülit temelde kadınların sorunu çünkü kadınlık hormonu olarak bilinen ‘östrojen’ ile direkt bağlantıları olan bir durum. Her gün saatlerce koşan kadın atletlerin bile uyluk ve kalçalarında çok az miktarda da olsa bulunmasının sebebi de bu hormon. Kozmetik anlamdaki selülit, sıklıkla kalça, uyluk, kol altları ve göbekte görülen, çukurlu, yumrulu, portakal kabuğu görünümündeki cilde verilen ad. Deri altındaki yüzeyel yağ paketlerinin sıvı hapsi ile itilip vücut yüzeyine yansıyan görüntüsüne verilen genel bir tanım. Cilde portakal kabuğu görüntüsünü veren de bu sıkışmış yağ paketleri. En önemli sebebi durgun dolaşım ve fazla kilolar. Dolaşım problemi daha ön planda olduğu için zayıf hanımlarda da görülebilir, hatta kilolu olup da selüliti olmayan hanımlar da Aslında cildin değil, cilt altı dokusunun sorunu, cildin hemen altında, deri altı dokusu ile onun altındaki kas dokusu arasındaki bölgede meydana gelen bir hadise. Bu bölgede, yağ hücreleri arasında sıvı sıkışmasından meydana geliyor. Çeşitli nedenlerden dolayı atılamayan doku arası sıvı, yağ hücre gruplarını sıkıştırıyor. Bu sıvı o bölgede yeteri kadar biriktiğinde ise selülit görüntüsü için şişman olmaya bile gerek yok.

Hücre metabolizması sonucu doğal olarak oluşan ve bizim besinlerle de aldığımız birçok toksin, doku aralığında biriktiğinde bu sıvının atılması daha da zorlaşıyor. Bu sıvının orada hapsolmasının nedeni, yalnızca bu toksinler değil, bazen bozuk lenf dolaşımı, bazen aşırı yağ hücresi birikimi, bazen de hormonal nedenler. En sık görülen sebep hareket azlığı ve sürekli oturarak iş görmek çünkü bu durum hem o bölgede yağ yakımına engel oluyor hem de lenfatik dolaşımı bloke ediyor. Az su içmek de toksin atılımını azaltarak ve lenfatik dolaşıma olumsuz etki ederek selülite zemin hazırlıyor.

Aslında ben selülit sorununun, kadınlık hormonu ile bağlantısının bir tesadüf olmadığını düşünüyorum, mükemmel yaratılmış doğadaki hiçbir şeyin tesadüf olmadığı gibi… Doğal bir savunma mekanizması aslında, neden mi? Hamile kadınlarda ve hatta yeni doğmuş bebeklerde çok sık görülüyor, bebeklerdeki görülme sebebi de anneden geçen dişilik hormonu yine. Doğum sırasında anne, bir anda, hem kan hem sıvı kaybediyor ve doğumdan sonra sıklıkla rastladığımız tehlikelerden olan düşük tansiyon ve buna bağlı bayılma ortaya çıkıyor, bu yüzden doğumdan sonra anneye bir serum bağlanması tüm dünyada yaygın bir tıbbi gelenek ancak evde, tarlada doğuran kadının doğumdan sonra serum taktırma şansı yok. Bebekler için de benzer bir durum söz konusu, aynı şekilde doğumdan hemen sonraki birkaç aylık dönemdeki bebek ölümleri sebeplerinin başında yine sıvı kaybı geliyor. Ben bu dönemlerde görülen selülit, yani cilt altı dokudaki sıvı birikimi durumunu muhteşem, doğal bir savunma mekanizması olduğunu düşünüyorum, hayati tehlike oluşturabilen sıvı kaybına karşı doğal bir savunma… Ama bu durum uzun sürdüğünde hele yanlış beslenme alışkanlıklarıyla birlikte olduğunda estetik açıdan can sıkıcı olabiliyor. Her zaman gebelikle de alakası olmuyor, gencecik kızlarda da hatta çocuklarda bile görülebiliyor.

SELÜLİTLE MÜCADELE

Selülitle mücadelede değişmez birtakım altın kurallar var. Bunların birincisi, lokal olarak kan ve lenf dolaşımını artırmak. Cilt altı dolaşım devirdaimi hızlanınca yağ dokusu arasında birikmiş sıvı ve bu sıvıda erimiş halde bulunan toksik maddelerin atılımı da artıyor. Bunu sağlayacak en garanti yollar ise, masaj, egzersiz ve vücuttan ödem atıcı bitkisel çay, ekstre gibi maddeleri ağız yoluyla almak. Egzersiz de kasları kasarak damarlara adeta ‘sağma’ etkisi gösteriyor ve lenfatik drenajı artırıyor. Bilinçli ve aşağıdan yukarıya, periferden merkeze doğru yapılan masaj da aynı şekilde yağ dokusu arasında biriken sıvının lenfatik kanallara doğru akmasına yardımcı oluyor.

BİTKİSEL SELÜLİT TEDAVİSİ

Selülit tedavisinde bize yardımcı olan, etkinliği kanıtlanmış birçok bitkisel ürün var ancak selülit tedavisi bir bütün halinde ele alınıp bu maddeler kişiye özel olarak kullanılmalı, uygun bir beslenme, masaj, egzersiz ve detoks programıyla kombine edilmelidir. En önemli bitkisel destekleri bitki özleri ve kapsülleri yanı sıra aromatik masaj yağları ile yapılan sert vibrasyonlu masajlarla elde etmekteyiz.

AROMATİK MASAJ

Aromatik esanslar içeren masaj yağlarıyla aşağıdan yukarıya yapılan masaj, lenf sistemini harekete geçiriyor, kan dolaşımını artırıyor. Bu konuda seçilmesi uygun olan en etkili aromatik yağlar, limon, biberiye, portakal ve lavanta. Özellikle biberiye ve limon-portakal kabuğu bu konuda çok etkili. Bu masaj yağlarını uyguladıktan sonra, bacaklar ve kalça, streç film ile sarılıp, yarım saat kadar da egzersiz yapılıp lokal terleme sağlanırsa sonuç çok daha iyi olur.

EGZERSİZ

Egzersiz, birçok sorunun ilacı olduğu gibi, selülit oluşumunu da önlüyor, varsa geriletiyor ve görünür, fark edilir olmalarını azaltıyor. Nasıl mı? İlk önce, kas kasılması, damarlara masaj etkisi yapıyor ve lenf damarları ve toplar damarlara aşağıdan yukarı sağma etkisi ile kan ve lenf dolaşımını artırıyor, sonuçta, doku arasında biriken sıvının ve birçok toksinin ve atık maddenin lenf sistemine taşınmasını sağlıyor. Kaslar kasıldıkça, kas kasılması olan bölgede lokal yağ yakımı artıyor. Ayrıca selülit görüntüsü, altta bulunan kaslar gerginliğini kaybettiğinde veya sarktığında çok daha bariz hale geliyor. Atletik bir vücutta, yağ katının görünür çukurlaşması en düşük seviyelere iniyor.

BESLENME DÜZENLENMESİ VE SELÜLİT DİYETİ

Doğal beslenme, birçok sorunun olduğu gibi selülitin de ilacı. Selülit tedavisinde hastanın beslenmesinin selülit tedavisini yapan hekimin kontrolünde olması gerekir. Dünyanın en etkili ilaçları da verilse, hastanın beslenmesinde bazı püf noktalara hakim olunamazsa başarılı olunamaz. Ancak korkmanıza gerek yok, aslında çok katı yasaklar yok selülit kontrolünde, yani her şey yasak değil, hastaların deyimiyle. Katkı maddesi içermeyen, sebze, meyve ve lif ağırlıklı beslenmenin selülit oluşumunu azalttığı artık kabul edilen bir gerçek ancak bunu hastaya özel, hastanın daha önceki beslenme durumunu göz önüne alarak düzenlemek gerekir, herkesin önüne aynı yasaklar, aynı miktarlar konulmamalıdır. Bu, zayıflama programlarında da geçerlidir, benim kahvaltıda yarım kg. peynir yemesine müsaade ederek zayıflattığım insan da var, çünkü o insan bana daha önce bir kahvaltı öğününde bir kg. peynir yediğini utana sıkıla itiraf etmişti ve ben ona bir kibrit kutusu kadar beyaz peynir vererek işi başlayamazdım. . Selülit açısından en tehlikeli yiyecek maddeleri, cips, salam, sucuk, sosis türü beklemiş etler, krem peynirler, kolalı ve asitli, şekerli içecekler, margarin, beyaz un ve şekerden yapılmış hamur işleri. Fazla tuz alımı da selüliti azdırıyor. Alkol tüketimi selülit oluşumunu tetikleyici olumsuz bir faktör. Sigara da kan dolaşımını olumsuz etkileyerek selülit oluşumuna ve oluşanların da kalıcı olmasına sebep oluyor.

DETOKS PROGRAMLARI

Detoks, selülit tedavisinin vazgeçilmezidir diyebilirim.Ayda bir uygulayacağınız ‘detoks günü’, günlük detoks olarak benim hemen her hastama önerdiğim, sabahları aç karna içilen detoks özellikli meyvelerin sularının yavaş yavaş, yudum yudum içilmesi de selüliti engellemeye yardımcı olur. Bu meyvelerin en etkilileri, kışın nar, greyfurt ve elma, yazınsa kavun, kiraz ve armuttur. Gün içinde ara ara bol su içmek de çok faydalıdır, hele de suyunuzu limon gibi toksin atıcı bir nimetle zenginleştirirseniz.. Yalnız, unutmayın, suyun bile fazlası zarar, normal aktivitedeki biri için günde 2-2.5 litre yeterli. Size, cilde ve selülite iyi geldiğini duyup günde 7 litre su içerek önce gözlerini sonra da hayatını kaybeden Tayland’lı genç kızı hatırlatmak isterim. Yine temel sağlık felsefesi burada da çıkıyor karşımıza; her şeyin azı karar, fazlası zarar…

‘Detoks’un kelime anlamı ‘toksin atmak’ demek ve vücudumuzda zaten bu işi yapan 4 tane ana organımız var; barsaklarımız, böbreklerimiz, karaciğerimiz ve cildimiz. Bu organlarımızın kıymetini bilip onlara gereğinden fazla yüklenmez ve onların çalışmalarını bazı basit, doğal yöntemlerle artırırsak ve bunu hayatımızın bir parçası haline getirmeyi başarabilirsek, bu abartılı ve tehlikeli olabilecek ‘yapay’ yöntemlere hiç gerek kalmayacaktır. Güne bir bardak saf suyla başlamak ve üzerine yarım saat bir şey yememek bile detoksun bir parçasıdır. Zaten, ömür boyu devam ettiremeyeceğimiz, dar zamanlara sıkıştırılmış ve ağır detoks programları, bırakıldıktan sonra bir işe yaramaz olurlar ve kişiye külfetten başka bir şey getirmezler.

En önemli detoks organlarımızdan barsaklar ile başlayabiliriz. Güne başlarken aç karna içeceğiniz bir bardak saf su, barsaklarınızda adeta ‘yıkama’ etkisi yapacak ve ‘mide-barsak refleksi’ ni çalıştırarak birkaç dakika sonra tuvalete gitmenizi sağlayacaktır. Barsaklarımız yalnızca yediklerimizi sindirmekten değil, onları ve ağız yoluyla aldığımız tüm toksinleri atmaktan da sorumludurlar. Her gün, istesek de istemesek de, çok dikkatli de olsak ağız yoluyla birçok toksin alırız. Üstelik yediğimiz gıdaların sindirimi esnasında da birçok toksin doğal olarak ortaya çıkar. Eğer barsaklar düzenli olarak boşaltılmazsa, bu toksinlerin kana karışım oranları artar ve bu da cildimizden birçok organımıza kadar, vücudumuzu, olumsuz etkiler. Kabızlık problemi kronikleştikçe barsak duvarında gerilme sonucu ‘divertikül’ dediğimiz küçük cepler oluşur ve bunların içinde gıda artıkları kalır, bu artıklarda bir de bakteriler üremeye başlarsa, sorun daha da karmaşık hale gelir, toksinlere bir de mikrobik toksinler eklenir. Özetle, toksin atabilmenin en basit yolu, kabız olmamaktır. Kabızlıkla mücadelenin doğal yollarını ileriki yazılarımda anlatacağım.

Böbreklerimiz, biz uyurken bile çalışan bir detoks organımızdır. Barsaklardan kanımıza bir şekilde geçmiş toksinleri ve tüm vücudumuzdaki hücrelerin metabolik artıklarını temizlerler. Adeta kanımızı süzerler. Sabah aç karna ve gün içerisinde bol su içerek böbrek yoluyla atılan toksin miktarını artırabilirsiniz. Ama ‘her şeyin fazlası zarar’ ilkesi su için de geçerlidir, abartmamak gerekir. Normal fizyolojide bir kişinin ‘bol su içmesi’ demek günde 1,5-2 litre su demektir. Gün içerisinde, özellikle öğün aralarında böbrekleri çalıştıran bitkisel çaylardan birer fincan içmek size birçok fayda sağlayacaktır. Bunların en etkili ve en masumları, kiraz ve maydanoz sapı, mısır püskülü, rezene, ısırgan yaprağı ve kekiktir. ‘Bitkidir zararı yoktur’ deyip her duyduğunuz bitkinin çayını sakın içmeyin, birçok bitki bu çok önemli detoks organımıza zarar verir. Sabah, kahvaltıdan önce detoks etkisi olan meyvelerin suyunu yavaş yavaş yudumlayarak içmek, daha henüz o gün toksin almadan , bir gün öncesinden kalan toksinlerin atılmasını sağlar.

Diğer muhteşem toksin atıcı organımız karaciğerimiz. Karaciğer adeta bir ‘toksin atma fabrikası’ gibi iş görür. Karaciğeri alkol, yağlı yiyecekler, katkı maddeleri ve ‘aflatoksin’ içeren gıdalarla yormamak gerekir. Aflatoksin bir karaciğer zehiridir ve bir mantar türünün üremesi ile oluşur. Keskin ve yeşillenmiş peynirlerde, bayat ekmekde, bayat çerezlerde, salça, şalgam suyu ve turşuların üzerinde biriken beyazlıklarda bulunur. Ayrıca karaciğer çalışmasını artıran, onu koruyan gıdalara sofralarda düzenli olarak yer vermek gerekir. Bunların başında enginar ve kereviz gelir. Maydanoz, tere, turp, sarımsak, taze soğan ve semizotu karaciğer dostu diğer gıdalar. Nar ve üzümü de atlamamak gerekir. Adeta Tanrı’nın karaciğer için yarattığı bir bitki olan lavantayı ise çay olarak dönem dönem tüketmek gerekir. Karaciğeri koruyucu özelliğe sahiptir.

Vücudumuzun en büyük organı olan cildimiz, yalnızca bizi dış etkenlere karşı korumakla kalmaz aynı zamanda toksin atmamıza yardımcı olur. Günde bir saat kadar süren ‘ter attıran’ düzeyde bir egzersiz, aynı zamanda toksin de atmanızı sağlayacaktır. Yalnız egzersizden hemen sonra duş alınması çok önemlidir.Ter yoluyla kaybedilen sıvının hemen su veya maden suyuyla yerine konması da toksin atmanın bir parçasıdır.

Özetle detoks, birkaç güne sınırlayıp sonra aylarca unutabileceğimiz bir işlem değil. Vücudumuza istesek de istemesek de her gün toksin alıyoruz ve bunları atan organlarımız da var. Biz, daha az toksin alarak ve bunların atılmasını sağlayan organlarımıza iyi bakarak bu işlemi hızlandırabiliriz, hepsi bu. Yukarda anlattığım önerilerden ötesi, birtakım bitkisel takviyeleri gerektirir ki bunlar mutlaka uzman kontrolünde yapılmalıdır.

 

PORTAKAL KABUĞU GÖRÜNTÜSÜNE PORTAKAL KABUĞU YAĞI

Tarayıcınız bu resmin gösterilmesini desteklemiyor olabilir. Tarayıcınız bu resmin gösterilmesini desteklemiyor olabilir.

Portakal kabuğu, %4-5 oranında minerel tuzlar, organik asitler (sitrik ve malik asit), %5-8 oranında flavonoidler ve %1-2 esansiyel yağlar (limonen ve terpenik alkoloidler) içeriyor. Portakalın kabuğundaki en önemli etken madde ise ‘citrus aurantium’ adı verilen ve hakkında son yıllarda tüm dünyada kanserden damar tıkanıklıklarına kadar birçok önemli hastalıkta kullanımına dair birçok farklı bilimsel yayın olan bir madde. Ancak biz burada selülite olan etkilerini tartışacağız. Dünyada kendini kabul ettirmiş birçok önemli markanın selülit kremlerinde bu etken madde mevcut. Esansiyel yağ formatında bir madde olduğu için ciltten emilimi ve deri altı dokusuna geçişi oldukça hızlı. Etki mekanizmasının ise şöyle olduğu tahmin ediliyor; deri altındaki kan ve lenfatik dolaşımı hızlandırıyor, oradaki metabolizmayı artırarak lokal yağ yakımını hızlandırıyor. Ayrıca çok kuvvetli bir antioksidan, oksijenin toksik yan ürünlerini dokudan uzaklaştırıyor. Selülit tedavisinin olmazsa olmazı olan masajın etkinliğini de artırıyor.

Portakal kabuğundan elde edilen kapsüller, pek çok ülkede, selülit sorununda ağız yoluyla da kullanılmakta. Kapsüllerin içinde portakal kabuğundan elde edilen esansiyel yağ var. Etki mekanizması çok yönlü, hem metabolizmayı hızlandırıp yağ yakımını artırarak yağ hücrelerini küçültüyor ve totaldeki sıkışma etkisini azaltıyor, hem vücuttan ödem atıcı etkisi var, hem de kan ve lenf dolaşımını uyarıyor. Yalnız ağız yolundan verilen desteklerin mutlaka bu konunun uzmanı bir doktor tarafından verilmesi gerektiğini önemle belirtmek isterim. Piyasada portakal kabuğu yağı diye satılan birçok saf ve içilebilir nitelikte olmayan ürün var, dikkatli olun.

BİBERİYE (ROSMARİNUS OFFİCİNALİS)

Çok kıymetli bir tıbbi ve aromatik bitki olan biberiyenin, eski Mısır, Mezopotamya, Çin ve Hindistan’da ilaç olarak kullanıldığına dair birçok bulgu mevcut. Metabolizmayı canlandırıp, hücre düzeyinde yağ yakımını artırıcı etkilerinden dolayı zayıflama reçetelerinde yer almayı hak eder. İdrar söktürücü ve toksin atıcı etkileri de selülit tedavisinde çok yardımcıdır. Onu esas selülit tedavisinin vazgeçilmezi yapan ise kan ve lenf dolaşımını artırıcı özelliğidir. Daha önce de bahsettiğim gibi kan ve lenf dolaşımı durağanlaşması selülitin en önemli nedenlerinden biridir. Ben biberiyeyi sıklıkla fazla kilo ve selülit problemi bir arada olan hastalarımda tercih ederim. Biberiye özütü içeren lokal masaj yağları da hem selülit hem de lokal incelme sağlamada çok etkilidir. Gebelerin ve yüksek tansiyonu olan kişilerin kullanmaması gereken bir bitkidir. Selülit ve zayıflama tedavisinde de biberiye çayları yetmez, biberiye özütü içeren kapsüller, damlalar kullanılması gerekir ki bunlar mutlaka doktor kontrolünde kullanılmalıdır, dozları, cinsleri hastanın muayene durumuna ve içinde bulunduğu biyolojik döneme göre değişir.

ANANAS

Tarayıcınız bu resmin gösterilmesini desteklemiyor olabilir.

Artık ülkemizde de yeterince yaygınlaşmış bu egzotik meyvenin vücuttan su atıcı, ödem çözücü etkisi var ve bu özelliğiyle selülit tedavisinde çok yardımcı. Benim selülit hastalarımın beslenme programlarına mutlaka eklediğim veya kapsüllerini verdiğim bir doğal kıymet. Herşeyde olduğu gibi ananastan veya haplarından da mucize beklememek gerekir ancak düzenli kullanıldığında iyi bir destekleyici olduğu da şüphe götürmez. Ayrıca ananas bolca A ve C vitamini ile kalsiyum, fosfor, potasyum ve demir içeriği ile sağlıklı bir yaşamın da vazgeçilmezi.

Powered by BlogEngine.NET 1.5.0.7
Theme by Mads Kristensen

Elif Güveloğlu Hakkında

Elif Güveloğlu Fitoterapi uzmanıdır.

İletişim Bilgileri:

Bağdat cad. Kula Ap. No:56 D.6 Kızıltoprak - Kadıköy
İSTANBUL

Tel: 0216 414 39 82
Tel: 0216 414 67 49

email: bilgi@elifguveloglu.com