Çağımızın vebası’ diye nitelenen kanser hastalığına günümüzde yaklaşık on kişiden biri yakalanmaktadır. Endüstriyel ve teknolojik gelişme, birçok alanda hayatı bize kolaylaştırsa da çoğu kanser türünün oluşma sebebi olan faktörleri de içerisinde barındırır ve doğal hayattan uzaklaşma, birçok kanser türünde artışı beraberinde getirmektedir. Kanserin tek sebebi çevresel kirlenme değildir elbette, genetik faktörlerden mikrobik ajanlara uzana geniş bir yelpazesi mevcuttur fakat kanser bir kere oluştuktan sonra tedevisinde sebebe yönelik değişen çok fazla şey de yoktur.
20. yüzyıl tıbbını en meşgul eden hastalık olmasına rağmen kanserin, insanoğlunun varoluşundan buyana mevcut olduğu düşünülmektedir. Son yıllardaki en önemli hastalığa bağlı ölüm sebeplerinden olmasının sebebi ise, ortalama insan ömrünün uzaması ve antibiyotiklerin keşfiyle enfeksiyon hastalıklarına bağlı ölüm oranının azalmasıdır.
Kanser, kelime anlamı itibarıyla ‘yengeç’ demektir, kontrolsüz ve normal organları işgal edici hücre büyümesidir. Etrafa tutunma ve yayılma özellikleri nedeniyle yengece benzetildiği için ilk keşfedildiği dönemlerde bu isim verilmiş ve öylece kalmıştır. Tıbbi anlamı ise malign yani kötü huylu tümördür. Çoğu insanın kafasında kanserle tümörün net olarak ayırımı yapılamamaktadır.Tümörün kelime anlamı ‘şişlik’tir. Vücutta, normal organ ve doku ların dışında, olmaması gereken yerde fazladan bulunan ve çoğunluğu sonradan ortaya çıkan oluşumlara tümör denir. Tümör her zaman kötü huylu bir oluşumu ifade etmez; malign (kötü huylu) ve benign (iyi huylu) olarak ikiye ayrılır. Örneğin ‘lipom’ denen yağ bezeleri, iyi huylu tümöre örnektir ve çoğunlukla vücuda hiçbir zarar vermezler. Malign tümör diye sınıflandırılan grup ise kanserdir.
Kanserin en önemli özellikleri:
1-Anaplazi; mikroskobik düzeydeki kansere özgü hücre değişikliklerini göstermesidir. Bu özellik aslında hastadan bir parça alınıp patolojiye verildiği zaman patologa sorulan ‘iyi huylu mu kötü mü?’ sorusunun mikroskobik cevabıdır.
Bir meme kanseri hücresi
2-Büyüme hızının yüksek olması; kanser ne kadar kötü gidişatlı ise o kadar hızlı büyür. Hızlı bölünen tümörler çoğunlukla kötü huyludurlar. Yıllarca vücudumuzun herhangi bir yerinde aynı boyutta kalan bir bezenin kötü huylu olma ihtimali çok düşüktür.
Bölünmekte olan bir kanser hücresi
3-Lokal invazyon; bulunduğu bölgeyi istila etme gücüne sahip olmasıdır. Kansere kelime anlamı olarak ‘yengeç’ isminin verilme sebebi bu etrafa yayılma özelliğinden dolayıdır.
Memenin etraf yağ dokusuna yayılmış tümörünün ameliyat sonrası görüntüsü
4-Metastaz; kitlenin bulunduğu yerden uzak bölgelere sıçramasıdır ki en önemli ‘malignite’ yani kötü huylu olma özelliğidir.
Bir kanser hücresinin metastaz yaparkenki hali;
İmmün Sistemin Antitümör Etkisi
İnsan vücudunda tümöre karşı çeşitli savunma mekanizmaları vardır, bunların başında immün sistem denen bağışıklık sistemi gelir. Bağışıklık sistemimizde tümörle mücadele eden 3 ana hücre mevcuttur; sitotoksik T lenfositler, Natural Killer (doğal öldürücü) hücreler ve makrofajlar (çöpçü hücreler). Bunlardan teker teker bahsedelim:
1-SİTOTOKSİK T LENFOSİTLER
Lenfositler bağışıklık sisteminin ana hücreleri olan akyuvarlardandır, B ve T tipi olarak ikiye ayrılırlar. ‘Sitotoksik’ terimi, kelime anlamıyla ‘hücre üzerindeki toksik etki’ demektir ki bu hücre bazen insan hücresi, bazen bakteri-virüs-mantar gibi mikrobik hücre, bazen ise tümör hücresidir. Bu sitotoksik etki birçok kemoterapi ilacının da ortak etki mekanizmasıdır,yani bağışıklık sistemimizde kemoterapotik ajanlarla aynı etkiyi gösteren hücreler, sitotoksik T lenfositler mevcuttur. Hergün çeşitli dış etkenlerle vücudumuzda çeşitli kanser hücreleri oluşabilmektedir ve bizim haberimiz bile olmadan ‘sitotoksik T lenfositlerimiz’ bunlarla mücadele etmektedir.
Kırmızı kan hücreleri arasında bir lenfosit (beyaz küre-akyuvar)
Bir kan yaymasında izlenen, bağışıklık sisteminin ana hücreleri olan akyuvarlar (soldaki lenfosit, sağdakiler nötrofil lökositler) (Bristol Biomedical Image Archive)
Bir sitotoksik T lenfosit
İnsan T lenfositinin elektron mikroskobik görüntüsü
Hedef hücreleri imha eden 3 sitotoksik T lenfosit (mavi hücreler)( Lytic versus stimulatory synapse in cytotoxic T lymphocyte/target cell interaction: Manifestation of a dual activation threshold" by Mustapha Faroudi, Clemens Utzny, Mariolina Salio, Vincenzo Cerundolo, Martine Guiraud, Sabina Muller, and Salvatore Valitutti )
Bağ doku kökenli bir kanser hücresine tutunmakta olan bir insan T-lenfositinin elektron mikroskopta 4,000 kez büyütülmüş hali (Dennis Kunkel Microscopy, inc.)
Bir kanser hücresine saldıran sitotoksik T lenfositlerinin Elektron Mikroskobik görüntüleri
Lenfositlerin ‘ tümör infiltre edici’ veya ‘tümör istila edici’ yani tümörün tüm iç tabakalarına, hücreler arası mesafelerine kadar girme, istila etme özellikleri vardır.
Tümör dokusunu istila etmiş sitotoksik T lenfositlerin ihk boyalı mikroskobik görüntüsü (açık mavi boyalı olanlar tümör adaları, koyu kırmızı boyalılar ise tümörü istila etmiş sitotoksik T hücreleridir)
Yukarıdaki resimde bir sitotoksik T hücresini(yukarıdaki küçük hücre), anormal tümör hücresine yapışıp öldürmeye çalışırken görüyoruz.
Yukarıda sitotoksik T hücresi ve aşağıda öldürülmüş tümör hücresi artıklarını izliyoruz.
Tümörle bu lenfositler sürekli mücadele halindedir, eğer galibiyet lenfositlerin olursa bizim haberimiz bile olmadan birçok kanser tipini yeneriz ama eğer tümör hücreleri baskın çıkarlarsa hızla üremeye devam ederler ve tümör kitlesi olarak karşımıza çıkarlar.
Sitotksik T hücrelerinin daha güçlü anti-tümör etkiye sahip olabilmeleri için sayıca artırılabilmeleri ve aktive olabilmeleri yani duyarlanmaları mümkündür.Duyarlanmak (sensitizasyon) , tümörün saldığı birtakım yabancı maddeleri bu T lenfositlerin algılayabilmeleri demektir.Tümör veya virüs gibi sitotoksik T hücreleri için hedef hücreler, yüzeylerinde insan vücuduna yabancı olan birtakım antijenler sergilerler. Sitotoksik T hücreler, bu antijenleri tanır ve yüzeyinde bu antijenleri içeren hedef hücreyi öldürürler.
Bir sitotoksik T lenfositin(yukarıdaki hücre) tümör hücresini (alttaki) tanıyıp ona yapışmasının elektron mikroskobik görüntüsü(Dr. Denis M. Callewaert, Ph.D., Wayne State University)
Tümör hücresine tutunmuş, onu tahrip eden bir sitotoksik T lenfosit
Tümör hücresine tutunan T lenfositler (John Ding-E Young, Chau-Ching Lin, and Gilla Kaplanauthors. Licensed for use)
Bu sensitize, duyarlanmış sitotoksik T hücrelerinin deneysel olarak oluşturulmuş tümöre karşı etkileri kanıtlanmıştır. İnsanda, özellikle virüs-ilişkili-tümörlere ( ortaya çıkmalarına birtakım virüslerin sebep olduğu tümörler) karşı etkilidirler. Bu tümörler arasında Hepatit B ve C’ye bağlı karaciğer kanserleri, HPV’ye( genital siğil) bağlı genital bölge kanserleri, EBV’ye (bir virüs cinsi) bağlı lenfoma türleri mevcuttur.
Büyük bir tümör hücresini tahrip eden bir T-hücresinin elektron mikroskobi görüntüsü
Bir tedavi yaklaşımına göre de hastanın ‘tümör infiltre edici’ lenfositleri hastadan alınıp labaratuar ortamında üretilip çoğaltılıp, hastanın kendisine yeniden infüzyonla ‘damar yolundan’ verilir (otolog transfer). Bu bir çeşit immünoterapidir ve deney aşamasındadır. Daha ileri araştırmalarda ise bu ‘tümör istila edici’ lenfositlerin anti-tümör etkilerinin artırılması yolunda gen çalışmaları yapılmaktadır.
Sonuç olarak, anti-tümör etkide anahtar nokta, tüm bu yapılan otolog transfer veya genetik çalışmalar, immünoterapi ve benzerleri,zaten vücudumuzda var olan bir sistemi aktive etmek temeline dayanır, bu da birtakım doğal yöntemlerle mümkündür. Bazı bitki, bitki özleri ve besin takviyeleri, sitotoksik T hücrelerini hem sayıca artırarak hem de onları aktive ederek tümör tedavisine yardımcı olurlar.
2-DOĞAL ÖLDÜRÜCÜ -NK-(NATÜREL KİLLER) HÜCRELER
Doğal öldürücü hücreler adı verilen NK hücreleri, savunma sistemimizin, tümör hücrelerini önceden duyarlanmaya gerek duymadan direkt öldürebilen tek bireyleridir. T hücrelerinin immünolojik olarak algılayamadığı birçok insan tümör hücresini, IL-2 adı verilen bir aracı molekül ile uyarıldığında, algılar ve öldürürler. NK (doğal öldürücü) hücreler, IL-2 ile aktive edilirler ve doğada vücudumuzdaki IL-2 seviyesini artırdığı saptanan pek çok madde vardır. Kekik, lavanta, limon kabuğu, meyan kökü, jujube meyvesi, bunlardan yalnızca birkaçı… Dikkat edilmesi gereken unsur, tümör destek tedavisinde bu maddelerin direkt çay şeklinde alımının doz açısından yetersiz geleceğidir, konsantre formlarının dozlarının hastanın yaşına ve o andaki muayene bulgularına göre dikkatle bir uzman tarafından ayarlanması gerekir.
Doğal öldürücü hücreler olan NK hücreleri vücudun kanserle mücadelesinde ilk basamaktır, çünkü önceden duyarlanmaya gerek duymaz.

Bir NK hücresi
NK hücrelerinin ışık mikroskobik görüntüsü
NK hücresinin elektron mikroskobik görüntüsü
NK hücreleri içerisindeki çok sayıda granül denen tümör hücrelerini öldürmekte kullandıkları enzimleri içeren veziküller (baloncuklar) vardır.
NK (doğal öldürücü) hücrelerini boyayan özel bir boya ile tümörü istila etmiş NK hücrelerini izliyorsunuz ( açık mavi bölgeler tümör, kırmızı boyalılar, NK hücreleri.
NK hücreleri
Bir NK hücresini tümör hücresine yapışırken görüyorsunuz
NK hücresince saldırılan bir tümör hücresi

Kanser hücresine yapışmakta olan bir NK hücresi
Kanser hücre zarını parçalamaya başlamış 2 NK hücresi ( Laser- Tweezer yöntemi ile çekilmiş resim)
Bir kanser hücresinin birkaç immün sistem hücresi tarafından atake edilişinin elektron mikroskobik resmi ( gri renkli olan kanser hücresi, yeşil olanlar akyuvarlar, kırmızı olan ise bir alyuvar)
NK hücresi tümör hücresini tahrip ederken ( elektron mikroskobik resim)
Fulton A., Heppener G.’nin yürüttükleri ve Breast Cancer Res. Treat. dergisinde yayınlanan bir çalışmada, meme kanserli hastaların NK hücre aktivitesiyle tümör çapı arasında negatif korelasyon saptanmış, yani NK hücre aktiviteleri daha iyi olan hastaların tümör çapları daha küçük bulunmuş. Gamer WL., Hoffmann C.’nin yürüttükleri ve J. Surg. Oncology dergisinde yayınlanan bir başka çalışmada ise hastaların NK hücre sayısı ile hastalığın yaygınlık derecesi ters orantılıymış yani NK hücre sayıları daha fazla olan hastalarda tümörün daha az yaygın olduğu saptanmış.
3-MAKROFAJLAR
Makrofajlar, bağışıklık sisteminin ‘çöpçü hücreleri’ olarak bilinirler, ‘fagositoz’ diye adlandırılan içine alıp yoketme yöntemi ile yabancı maddeleri vücuttan uzaklaştırırlar. Deneysel olarak, aktive olmuş makrofajlar, tümör hücrelerine karşı sitotoksik etki gösterirler. Üstelik sitotoksik T hücreler ve NK hücreleri ile de işbirliği halinde çalışırlar. Bu T hücreler ve NK hücreleri aktive olunca birtakım maddeler salarlar ( interferon gama gibi) ve bu maddeler de makrofajları aktive eder.
Bir makrofaj
Aktive olmuş bir makrofaj
Makrofaj (elektron mikroskobik resim)
Yine bir makrofajın elektron mikroskobik görüntüsü
İçerisine ‘listeria’ isimli mikrop hücrelerini almış birkaç makrofaj, daha sonra onları öğütüp yok edecek.
Etraftaki bakterileri yokeden bir çöpçü makrofaj
Kanser hücresini içine alıp yoketmeye çalışan bir makrofaj ( mor hücre kanser hücresi, turuncu olan makrofaj)
Yukarıda bir kanser hücresine saldırıp onu yutan bir çöpçü makrofaj izliyoruz. ( elektron mikroskobik resim)
Kanser Tedavisinde Tamamlayıcı Tıbbın Yeri
Kanser tedavisi klasik tıpta 4 ana başlık altında toplanır;
1-CERRAHİ MÜDAHALE: Mevcut kitlenin çıkarılmasıdır ki eğer mümkünse, en etkili ve yan etkisi en düşük tedavi yöntemidir. Hastaların çoğu zaman en korktuğu tedavi yöntemi olsa da aslında en etkili ve emniyetli yöntemdir fakat çoğu zaman tek başına yeterli olmaz çünkü cerrahi olarak temizlenen tümör kısmı gözle görülebilen kısımdır ve çoğu zaman tümörün gözle görülmeyen mikroskobik kısmı da mevcuttur ve bu kısım cerrahi olarak temizlenemeyebilir. Cerrahi tedavideki diğer bir handikap da birçok tümör tipinde hastanın başvuru anında ameliyat şansını kaybetmiş olmasıdır, tümör lokal olarak çevre damar ve sinirlere yayılmış durumda olur ve istesek de tümörü çıkarmak mümkün olmayabilir. Bu evreye gelmemiş, yani ameliyat şansına sahip hastaların mutlaka bu şansı kullanmaları gerekir çünkü cerrahi tedavi her zaman tek başına yetmese de tümör yükünü en kısa sürede azaltan tedavi şeklidir. Halk arasında yaygın bir düşünce olan ameliyat sırasında tümörün yayılacağı görüşü ise doğru değildir, teorik olarak mümkünse de ehil ellerde bu risk minimuma indirilebilir.
2-SİTOTOKSİK TEDAVİ: Hedef tümör kitlesinin büyümesinin hücre bazında bloke edilmesidir. Hücre çoğalması, ister patolojik kanser hücresi ister yenilenen cilt veya barsak yüzeyi hücresi olsun, hücre siklusu adı verilen bir döngü ile olur ve bu döngü birtakım ilaçlarla bloke edilebilir. Bu tedavi, ilaçla yapılırsa kemoterapi, ışınla yapılırsa radyoterapi adını alır.
Sitotoksik tedavi, yan etkileri ve emniyet profili açısından cerrahi kadar emin değildir çünkü kanser hücreleri ile normal insan hücresi arasında seçiciliği çok fazla yoktur. Kemoterapi sırasında vücuttaki ‘tümöre en benzeyen hücreler’ yani hızlı üreyen, yenilenme kapasiteleri yüksek olan, kemik iliği, karaciğer, deri ve kıl kökleri gibi deri ekleri, ağızdan anüse kadar sindirim sistemi yüzeyi de zarar görebilir. Radyoterapi esnasında da tümöre ulaşan kadarki mesafedeki cilt ve ciltaltı dokuları zarar görebilir, akciğerde radyasyon pnömonisi dediğimiz zatüreye benzer ancak mikrobik olmayan kalıcı hasarlanma meydana gelebilir. Radyoterapide kullanılan cihazın teknik özellikleri ve gelişmişlik derecesi çok önemlidir.
3-HORMONOTERAPİ: Hormon salgılayan veya oluşum mekanizmalarında hormonlardan etkilenen meme, prostat kanserleri gibi birtakım kanser türlerinde etkilidirler. Bu gruptaki en çok reçete edilen kanser ilkaçlarından biri olan ‘tamoksifen’ de porsuk ağacından elde edilen bitkisel kaynaklı bir drogdur.
4- İMMÜNOTERAPİ: Bağışıklık sistemini güçlendirme esasına dayanır. Bağışıklık sistemimizde tümör hücrelerini ‘fagositoz’ diye adlandırılan bir yöntemle ortadan kaldırabilen makrofajlar, NK hücreleri denen doğal öldürücü hücreler ve sitotoksik T hücreleri mevcuttur. Bunlar kansere karşı vücut savunmasının ana hücreleridir.
Bazı tümör tiplerinde BCG (verem aşısı) nın immünstimülasyon yani bağışıklık sistemini kamçılayıcı özelliğinden faydalanılmıştır.
Tümör hücresine tutunmuş, onu tahrip eden bir sitotoksik T lenfosit
Tümör hücresine tutunmuş bir NK (doğal öldürücü) hücre
Yukarıda bir kanser hücresine saldırıp onu yutan bir çöpçü makrofaj izliyoruz. ( elektron mikroskobik resim)
KANSERDE BİTKİSEL TEDAVİNİN YERİ
KANSER TEDAVİSİNDE YARDIMCI YÖNTEMLER
-
İmmün sistem güçlendiricileri,
-
Detoksifikasyon (toksinlerden arınma),
-
Vücudun kansere karşı savunma mekanizmalarını kamçılamak (bazen genetik düzeyde),
-
Direkt tümör hücrelerini öldürme kapasitesine sahip maddeler kullanmaktır.
Yüzyıllardır, birçok bitki, çeşitli formatlarda (çay, ekstre, soğuk distilasyon ürünü bitki özleri, esansları, yağları vs) kanser tedavisinde kullanılmıştır. Son yıllarda bitkilerin ve bitkisel ilaçların revaçta olması nedeniyle birçok kitapta, gazete ve dergide sıkça rastlamaktayız ‘şu bitkinin çayını için veya şunu yeyin, şu kanser türüne yakalanmaktan korunun’ diye. Birçok bitkinin çay şeklinde içilmesinin bazı kanser türlerini karşı koruyucu etkisi olduğu doğrudur. Kanser tedavisine yardımcı olmak için bitkisel çayların içerdiği etken madde dozu çoğu zaman yetersiz kalır. Birtakım bitki özleri, örneğin soğuk distilasyon ürünleri, çok daha yüksek doz etken madde içerirler ve tümör tedavisinde bitkinin kendisinden daha yardımcıdırlar.
Bu bitki ve bitki özleri farklı birkaç etki mekanizmasıyla kanser tedavisine yardımcı olurlar. Bunlardan en iyi bilineni immünstimülasyon denilen bağışıklık sisteminin güçlendirilmesidir. Bağışıklık sistemi vücudun tümöre karşı sahip olduğu en önemli savunma mekanizmasıdır ve ana silahı NK (natürel killer) hücreleri adı verilen doğal öldürücü hücrelerdir. Bu hücrelerin sayıca artırılmasına sebep olan birtakım bitki ve bitki özleri kanser tedavisine yardımcı olur. NK hücreleri tümör hücrelerini öldürüp vücuttan atabilme özelliğine sahiptirler. NK (doğal öldürücü) hücreler, IL-2 ile aktive edilirler ve doğada vücudumuzdaki IL-2 seviyesini artırdığı saptanan pek çok madde vardır. Kekik, lavanta, limon kabuğu, meyan kökü, jujube meyvesi, bunlardan yalnızca birkaçıdır… Dikkat edilmesi gereken unsur, tümör destek tedavisinde bu maddelerin direkt çay şeklinde alımının doz açısından yetersiz geleceği ve konsantre formlarının dozlarının hastanın yaşına ve o anki muayene bulgularına göre dikkatle bir uzman tarafından ayarlanması gerektiğidir.
Bitkilerin tümöre karşı tek etki mekanizması bağışıklığı güçlendirme anlamına gelen immünstimülasyon değildir, birtakım bitki ve bitki özleri tümör hücrelerinin bölünmesini hücre siklusu düzeyinde bloke ederek tümörün büyümesine engel olurlar, yani sitotoksik etki yaparlar. ‘Sitotoksik’ terimi, kelime anlamıyla ‘hücre üzerindeki toksik etki’ demektir ki bu hücre bazen insan hücresi, bazen bakteri-virüs-mantar gibi mikrobik hücre, bazen ise tümör hücresidir. Bağışıklık sistemimizde sitotoksik etkiye sahip ‘sitotoksik T hücreler’ mevcuttur. Bu sitotoksik etki birçok kemoterapi ilacının da ortak etki mekanizmasıdır, yani bağışıklık sistemimizde kemoterapotik ajanlarla aynı etkiyi gösteren hücreler, sitotoksik T lenfositler mevcuttur. Sensitize, duyarlanmış sitotoksik T hücrelerinin deneysel olarak oluşturulmuş tümöre karşı etkileri kanıtlanmıştır. Hergün çeşitli dış etkenlerle vücudumuzda çeşitli kanser hücreleri oluşabilmektedir ve bizim haberimiz bile olmadan ‘sitotoksik T lenfositlerimiz’ bunlarla mücadele etmektedir.Sitotksik T hücrelerinin daha güçlü anti-tümör etkiye sahip olabilmeleri için sayıca artırılabilmeleri ve aktive olabilmeleri yani duyarlanmaları mümkündür.Bazı bitki, bitki özleri ve besin takviyeleri, sitotoksik T hücrelerini hem sayıca artırarak hem de onları aktive ederek tümör tedavisine yardımcı olurlar.
Birtakım bitkilerin ise direkt sitotoksik yani hücre öldürücü etkisi vardır ama bu etki mekanizmasına sahip bitkiler arasında yan etki profilleri açısından emniyetli olmayan bir grup da vardır ki çok dikkatle ve uzman kontrolünde kullanılmaları gerekir. Bitkisel tedaviye bakışta yapılan en önemli hata ‘nasıl olsa bitkidir, yan etkisi yoktur’ mantığıdır ki çok yanlış bir tutumdur çünkü etkisi olan herhangi bir maddenin yan etkisi de vardır veya yan etkisi olmayan şeyin etkisi de yoktur. Örneğin tümöre karşı koruyucu etkisi olduğu bilinen bir bitki hatta besin olan sarmısağın tansiyon düşürücü yan etkisi vardır ve düşük tansiyonla seyreden birçok hastalıkta kullanımı sakıncalıdır. Yine kanserden koruyucu ve tedavisine yardımcı etkisi olan, ninelerimizin mutfağından eksik etmediği kekik, yüksek tansiyonlu bir hastada aşırı dozda alındığında beyin kanamasına bile yol açabilir. Halk arasında yöresel bir içecek olarak yaygın olarak kullanılan meyan kökü ise kan potasyum düzeyi düşük olan bir hastaya verildiğinde hayati tehlike ortaya çıkar. Öyle ki verdiğim bu örneklerin tümü masum sayılan, mutfağımızda da besin ve içecek olarak kullanılmış emniyet profili yüksek maddelerdir, bir de toksik yan etkileri mevcut olan , emniyet profili düşük bitkiler vardır ki bu grup bitkilerin kontrolsüz kullanımı zaten Sağlık Bakanlığı’nca yasaklanmıştır.